21 EYLUL 2006 PERSEMBE GUNLU GAZETELERDEN BASINDA YARGI HABERLERI
| OZDERIN,M. msn : ozderin@hotmail.com |
Kur’an eğitimine yasak getirmek mümkün değil
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in yeni eğitim yılı mesajına BBP’den sonra DYP’den de tepki geldi.
DYP lideri Mehmet Ağar, Sezer’in sözlerini “Herhalde Kur’an kurslarının daha kontrollü olmasını istedi.” şeklinde yorumlarken, Türkiye’de Kur’an eğitiminin kalkmasının mümkün olmadığını söyledi. Ağar şöyle konuştu: “Türkiye’de bunun yolları, belli yönetmeliği var. Hukuku, kanunu var. Ailelerin, çocukların böyle bir talebi var. Eksik varsa düzenlemeler yapılır. Bu, eğitim almadan olmaz.” Sezer, geçen pazar yayınladığı mesajında bazı okul ve kurslarda ‘dogma ve boş inançlar’ın öğretildiğini savunmuş, bunların kapatılmasını istemişti. Sezer’e ilk olarak BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu tepki göstermiş, açıklamasını talihsizlik olarak değerlendirmişti. Mehmet Ağar, DYP İstanbul İl Başkanlığı tarafından Polat Renaissance Otel’de düzenlenen ‘Türk ekonomisi nereye gidiyor’ başlıklı panele katıldı. Burada gazetecilerin sorularını cevaplayan Ağar, Türklüğü aşağılamayı suç sayan tartışmalı 301. maddeyi de değerlendirdi. Konunun demokratik bir şekilde değerlendirilmesi gerektiğini kaydeden Ağar, “Türkiye, kendi hukuki ve toplumsal şartlarıyla, uluslararası evrensel hukuk kuralları arasındaki dengeyi en iyi şekilde temin etmeyi başaracaktır.” dedi. “301. madde kaldırılmalı mı?” sorusuna net bir cevap vermekten kaçınan DYP lideri, “Görelim bakalım hükümet ne getirecek? Bu haliyle devamında bazı sıkıntılar var, herhalde revize edecekler, etsinler görelim.” açıklamasıyla yetindi. Emre Soncan, İstanbul
21.09.2006
Emre Soncan
İstanbul
Prof. İlber Ortaylı'nın Türkiye tarifi
Bahçeşehir Üniversitesinde yeni eğitim yılının ilk dersini veren Prof. Ortaylı, ''İyi düşünmesini bilmeyen, iriyarı, kuvvetli bir adam gibiyiz. Dünyayı kavramakta geri kaldık'' dedi.
Bahçeşehir Üniversitesi Beşiktaş kampüsünde düzenlenen alış töreninde konuşan Rektör Prof. Dr. Süheyl Batum, Türkiye'yi daha güzel bir ülke yapmanın yolunun anayasanın ilk 4 maddesinden geçtiğine dikkat çekti ve "Türkiye Cumhuriyeti; demokratik, laik, bağımsız, hukukun üstün olduğu bir devlet olarak varlığını sürdürecektir" dedi.
Konuşmaların ardından Galatasaray Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Topkapı Sarayı Müzesi Başkanı Prof. Dr. İlber Ortaylı tarafından açılış dersi verildi.
Üniversitesinin ilk dersinde Türkiye'nin eğitimde yaşadığı eksikliklere dikkat çeken Ortaylı, ''İyi düşünmesini bilmeyen, iriyarı, kuvvetli bir adam gibiyiz. Dünyayı kavramakta ve etüt etmekte geri kaldık'' dedi
Şafak’ın davası emsal olacak mı?
Yazar Elif Şafak’ın Türklüğü aşağıladığı iddiasıyla 3 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılandığı duruşmadan beraat etmesi, aynı maddeden yargılama yapılan diğer davaların durumunu da gündeme getirdi.
NTV
İSTANBUL - Amerikalı Yazar John Tirman’ın “Savaş ganimetleri” kitabını yayımlayan Aram Yayınları da 301’inci madde kapsamında yargılanıyordu. Bu davanın bir diğer özelliği, 301’inci madde kapsamına ilk kez olarak kitabın yayınlayıcısı ve yazarının dışında çevirmenlerin de alınmış olması.
Aram Yayınları Genel Yayın Yönetmeni Fatih Taş, çevirmenler Taylan Tosun ve Aysel Yıldırım aleyhine TCK’nın 301’inci maddesi gereğince açılan dava 22 Ekim’de görülecek.
Bu davada, Elif Şafak davasında verilen beraat kararının emsal değer taşıyıp taşımayacağı merak konusu.
-----
Onun değerlendirmesi de böyle:
'Eğer bu dava beraatle sonuçlanmasaydı, Türkiye'nin AB üyeliğine ciddi anlamda zarar verecekti'
Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Eş Başkanı Joost Lagendijk, gazeteci-yazar Elif Şafak'ın, "Türklüğü ve Cumhuriyeti aşağıladığı" iddiasıyla 3 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılandığı davadan beraat etmesinin ardından düzenlediği basın toplantısında, "Eğer bu dava beraatle sonuçlanmasaydı, Türkiye'nin AB üyeliğine ciddi anlamda zarar verecekti" dedi.
Gazeteci-yazar Elif Şafak'ın, "Türklüğü ve Cumhuriyeti aşağıladığı" iddiasıyla 3 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılandığı davayı takip eden Joost Lagendijk, beraat kararının ardından Hilton Otel'de basın toplantısı düzenledi. Lagendijk, Elif Şafak'ı sonuna kadar desteklediğini belirterek, "Kendisini destekliyoruz ve sonuçtan çok memnunuz. Biz, Elif Şafak'ın neden yargılandığını anlamadık bile. Son derece sebepsiz ve gereksiz bir davaydı. Burada hükümetin ciddi bir hatası var. Bu sonuç, aydınların zaferidir. Bu dava ve benzeri davalar, Türkiye'nin AB üyeliği için de ciddi bir kara lekeydi. Eğer bu dava beraatle sonuçlanmasaydı, Türkiye'nin AB üyeliğine ciddi anlamda zarar verecekti" dedi.
Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Eş Başkanı Joost Lagendijk, Türkiye'de hem düşünce özgürlüğünü destekleyenler, hem de bu özgürlüğün karşısında olanlar bulunduğunu söyledi. Bu durumun, Türkiye'de demokrasinin tam olarak yerleşemediğinin göstergesi olduğunu savunan Joost Lagendijk, "Fazla milliyetçilik Türkiye'ye hiç bir yarar getirmeyecektir" açıklamasında bulundu.
(21 Eylül 2006 Perşembe)
-------
Elif Şafak'tan beraat yorumu
Türklüğü hakaret davasından beraat eden yazar Elif Şafak kararla ilgili görüşlerini açıkladı. Adliye önündeki arbedeye dikkat çeken Şafak "Türkiye kaybediyor" dedi
Kararın ardından CNN TÜRK'e konuşan Elif Şafak, "kendi adıma çok sevindirici bir karar. Arbedeyi izledim. O kısım çok kaygı verici. Saldırmak için fırsat kollayan bir grup var. Yapabildikleri ölçüde fiziksel şiddete başvuruyorlar. Bu davanın farkı, güvenlik önlemlerinin iyi olması. Şiddet ve çatışma potansiyeli hala orada mevcut. Önlemler iyi olduğu için problem yaşanmadı" dedi.
"Biz düşüncenin dava edilmesini hayretle karşılamıştık. Savcının beraat kararı vermesi bizi rahatlattı. Biz mesleğimizi yapmaya çalışıoruz. Mesleğimiz için ifade özgürlüğü olmazsa olmaz bir yön. Eğer şiddet değil barış istiyorsak, daha refah içinde bir ülke olmak istiyorsak birbirimize daha fazla saygı göstermeliyiz. Yasalarımızda da iyileştirme var. Bu yasaları kötüye kullanmamaya çalışmalı. 301'inci maddede iyileştirmeye gidilmesini umuyoruz. Defalarca bu maddenin yanlış kullanıldığını gördük"
301'inci madde olduğu sürece bu davaların bitmeyeceğini söyleyen Şafak, "bu dava bitecek, bir başka dava başlayacak. Bir başka davayla enerji kaybedecek Türkiye. Yurtdışında zor durumda kalacak. Dolayısıyla bu düzenleme yapılmadan 'geçmiş olsun' diyemiyorum" ifadesini kullandı.
301 davalarını kişiselleştirmemek gerektiğini söyleyen Elif Şafak, ifade özgürlüğüne inanmanın, 'kendisi gibi düşünmeyen insanların fikirlerine saygı göstermeye inanmak' olduğunu belirtti.
CNNTürk
-----
BATI BASINININ SAFAK DAVASI YORUMUMU: 'TÜRKIYE, MEYDAN OKUYOR'.
-Yazar Elif Safak davasini degerlendiren Bati basini, Türkiye'nin tüm çagrilara karsin 301'inci maddeyi kaldirmayarak 'meydan okudugu' yorumunu yaparken 'Hükümet, iç ve dis baskilara boyun egmeyi reddediyor' ifadesini kullandi.
-Türkiye'nin yurt disindaki imaji ve prestijinin zarar görecegi görüslerine yer veren yabanci basin, Türkiye'deki milliyetçi tepkilere dikkat çekerken de davanin Türkiye'deki 'derin çatlagin sembolü' oldugunu öne sürdü.
LONDRA/PARIS(ANKA)-Yazar Elif Safak hakkinda açilan davanin baslamasi ile Bati basininda Türkiye'ye yönelik elestiriler yogunluk kazaniyor. Bati basini, Türkiye'nin tüm çagrilara karsin 301'inci maddeyi kaldirmayarak 'meydan okudugu' yorumunu yaparken 'Hükümet, iç ve dis baskilarina boyun egmeyi reddediyor' ifadesini kullandi. Türkiye'deki milliyetçi tepkilere dikkat çeken yabanci gazeteler, davanin Türkiye'deki 'derin çatlagin sembolü' oldugunu öne sürdü
FINANCIAL TIMES: TÜRKIYE'NIN IMAJI ZARAR GÖRECEK
Ingiliz gazetesi Financial Times, 'Türkiye, yasayi kaldirin çagrilarina meydan okuyor' basligi ile yayinladigi haberinde ülkenin en ünlü kadin romancisi hakkindaki davanin basladigina dikkat çekerek, 'Hükümet, yazarlarin yargilanmasina izin veren yasanin kaldirilmasina yönelik iç ve dis baskilara boyun egmeyi reddediyor' diye yazdi. Davanin Avrupa Parlamentosu ve insan haklari kuruluslarinca yakindan izlendigini ve çok yanki yaratmasinin beklendigini kaydeden gazete, AP üyesi Ingiliz parlamenteri Richard Howitt'in 'Dava, Türkiye'nin yurt disindaki imaji ve prestijine zarar verecek; böyle de olmali' sözlerine de yer verdi.
THE GUARDIAN: SAFAK DAVASI TÜRKIYE'DEKI DERIN ÇATLAGIN SEMBOLÜ
Diger bir Ingiliz gazetesi The Guardian da, Safak davasinin Türkiye'deki reform sürecindeki sikintilari yansitan son olay oldugunu belirterek 'Dava, ülkedeki derin çatlagin sembolüdür. Milliyetçiler için medeniyetlerin çatismasi gerçektir ve Müslüman Türkiye, Dogu'ya ait. AB'nin de bu kimligi yok etmeye çalistigini öne sürüyorlar' görüsünü öne sürdü.
Türkiye'de milliyetçiligin kismen 'Brüksel'in Türkiye'nin üyelik çabasi konusunda oyun oynadigi hissiyati nedeniyle' artmakta oldugunu da yazan gazete, 'Eskiden, AB adayligini kazanmaya yardimci olan reformlara öncülük eden hükümet de artik bu yeni süphecilikten etkilenmis bulunuyor' ifadesini kullandi. Gazete, bu çerçevede Adalet Bakani Cemil Çiçek'in 'Yasalarimizi AB istedi diye mi degistirecegiz' yolundaki sözlerine dikkat çekti.
LE FIGARO: SAFAK 301'INCI MADDENIN SON KURBANI
Fransa'nin önde gelen gazetelerinden Le Figaro da, Elif Safak'in TCK'nin 301'inci maddesinin 'son kurbani' oldugu yorumunu yapti. Davanin, Türkiye'de ifade özgürlügünün saglanmasini talep eden Avrupa Komisyonunca yakindan izlendigini kaydeden gazete, '301'inci maddenin kaldirilmasi için Avrupa Birligi'nin, hükümet disi kuruluslarin ve TÜSIAD'in tekrarlanan çagrilari sonuçsuz kaldi' diye yazdi. (ANKA)
Danıştay davasında beraat yok
Failin babası İdris Arslan savcılıkta sorguya alındı
İdris Arslan sorgulandı
Danıştay 2'nci Dairesi üyelerine yönelik saldırı davasının ikinci duruşması bugün görüldü. Mahkeme avukat Alparslan Arslan'ın da aralarında bulunduğu yedi sanığın tutukluluk halinin devamına karar vererek, duruşmayı 18 ekim 2006 tarihine erteledi.
Saldırının faili olarak tutuklu bulunan Alparslan Arslan'ın babası İdris Arslan, ilk duruşmadaki açıklamalarıyla ilgili soruşturma kapsamında, polis nezaretinde savcılığa götürüldü ve burada soruşturmayı yürüten Türksalan tarafından sorgulandı.
Arslan, ilk duruşma öncesinde gazetecilere yaptığı açıklamada, ''bu ülkede İslam düşmanları var, Kuran düşmanları var, millet düşmanları var. Milletin değerlerine saygılı olun. Saygılı olmayana, milletin değerlerine hakaret edene bu millet gereken dersi verir'' demişti.
Duruşmaya yedi sanık katıldı
Ankara 11'inci Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davanın bugünkü duruşmasına, saldırının faili olarak tutuklu bulunan avukat Alparslan Arslan'ın da aralarında bulunduğu 7 tutuklu sanık katıldı.
Duruşmaya, sanıkların yakınlarının yanı sıra bazı Danıştay üyeleri ve tetkik hakimleri de izleyici olarak katıldı. Müdahil bölümünde, saldırıda ölen Danıştay 2'nci Dairesi üyesi Mustafa Özbilgin'in oğlu avukat Gökhan Özbilgin de hazır bulundu.
Duruşmaya başlamadan önce izleyicilere yönelik bir konuşma yapan mahkeme başkanı Mehmet Orhan Karadeniz, geçen duruşmada sanıkları övücü sözler söylendiğini sonradan öğrendiklerini belirtti.
Sanıkları övücü nitelikteki sözlerin suç olduğunu hatırlatan Karadeniz, ''böyle sözler sarf eden olursa hakkında zabıt tutup Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunacağız. Herkes, ağzından çıkanlara dikkat etsin'' diye uyarıda bulundu.
Duruşmada, avukat Alparslan Arslan'ın akli dengesinin yerinde olduğunu bildiren rapor okundu. Dosya İstanbul'da olduğu için sadece tanıklar dinlendi, dava 18 ekim 2006 tarihine ertelendi.
Danıştay'a saldırı: Bir ölü, dört yaralı
Avukat Alparslan Arslan'ın 17 mayıs 2006 sabahı Danıştay İkinci Dairesi'ne düzenlediği silahlı saldırıda başından yaralanan Daire üyesi Mustafa Yücel Özbilgin hayatını kaybetmiş, Daire Başkanı Mustafa Birden'in de aralarında bulunduğu dört kişi ise saldırıdan yaralı olarak kurtulmuştu.
Olayın ertesi günü yargı mensupları ve binlerce kişi Anıtkabir'e yürümüş, aynı günün devamında Özbilgin için Danıştay'da düzenlenen cenaze töreni protesto gösterilerine sahne olmuş ve halk 'hükümet istifa' sloganları atmıştı.
Kocatepe Camii'ndeki tören sırasında ise AK Partili bakanlar halkın tepkilerine hedef olmuştu.
Saldırının faili olarak tutuklu bulunan Avukat Alparslan Arslan ile altı sanığın 'ağırlaştırılmış müebbet hapis' cezasına çarptırılması isteniyor.
----
ASLAN'IN AILESINE 'AGZINIZDAN ÇIKAN SÖZE DIKKAT EDIN' UYARISI.
-Danistay saldirgani Alparslan Aslan'in babasi Idris Aslan'in mahkeme öncesi ve sonrasi yaptigi açiklamalarin basinda çikmasi üzerine, Ankara 11. Agir Ceza Mahkemesi Baskani Orhan Karadeniz'den uyari geldi. Karadeniz, sanigi övücü sözlerin suç oldugunu belirterek, 'Herkes agzindan çikan söze dikkat etsin' dedi.
ANKARA(ANKA)-Ankara 11. Agir Ceza Mahkemesi Baskani Orhan Karadeniz, Danistay saldirgani Alparslan Aslan'in ailesine durusma öncesi ve sonrasi yaptiklari açiklamalardan dolayi uyardi. Karadeniz, 'Herkes agzindan çikan söze dikkat etsin' dedi.
Danistay 2. Daire'ye yaptigi silahli saldiri sonucu bir kisinin ölümü 4 kisinin de yaralanmasina yol açan Alparslan Aslan'in durusmasi, Ankara 11. Agir Ceza Mahkemesi'nde görüldü. Ilk durusmasinda iki kez kaçmaya yeltenen Alparslan Aslan'in ikinci durusmasinda genis güvenlik tedbirleri dikkat çekti. Mahkeme Baskani Orhan Karadeniz, durusma baslamadan önce, sanik yakinlarini uyardi. Karadeniz, sanik yakinlarinin durusma sonrasindaki beyanlarina isaret ederek, sanik yakinlarinin saniklari övücü söz söylemelerinin suç oldugunu söyledi. Karadeniz, 'Kim olursa olsun hakkinda zabit tutup, hakkinda Cumhuriyet savciligina suç duyurusunda bulunacagiz. Herkes agzindan çikan söze dikkat etsin, sonra uyarmadi demeyin' dedi.
'SEN HIÇBIR SEY GÖRMEDIN DIYE BASKI YAPILDI'
Mahkeme Baskani Orhan Karadeniz'in uyarisinin ardindan tanik dinlenmesine geçildi. Ilk tanik Aysel Saglam, olaydan bir gün önce Alparslan Aslan'i yaninda iki kisiyle Danistay önünde gördügünü, ancak bu kisilerin su anki saniklar olmadiklarini söyledi. Saglam, gördügü kisilerin silahli olduklarini ve Alparslan Aslan'la tartistiklarini söylerken, konuyla ilgili Emniyet'e ifade verdigini söyledi. Saglam, 'Emniyet'te hiçbir sey görmedigime dair ifademi almak istediler. Emniyet Müdürü bana ?sen hiçbir sey görmedin' dedi' diye konustu.
SANIKKEN TANIK OLDU
Danistay saldirisiyla ilgili olarak 4 gün gözaltina alindiktan sonra serbest birakilan Mehmet Atmaca, bu kez tanik olarak dinlendi. Atmaca, sanik Ismail Sagir'la ayni köylü oldugunu, diger saniklari ise tanimadigini söyledi.
Mahkeme, sanik Alparslan Aslan, Ismail Sagir, Erhan Timuroglu, Osman Yildirim, Tekin Irsi, Süleyman Esen ve Aykut Metin Sükre'nin tutukluluk halinin devamina karar vererek, durusmayi 18 Ekim 2006'ya erteledi. (ANKA)
6 büyük otomobil markasına dava
ABD’de Kaliforniya Adalet Bakanlığı, dünyanın 6 büyük otomobil şirketine ürettikleri araçlarla havayı kirlettikleri gerekçesiyle milyonlarca dolarlık tazminat davası açtı. İşte dava açılan şirketler:
Kaliforniya Adalet Bakanı Bill Lockyer, Ford Motor, General Motors ve Toyota Motorun da aralarında bulunduğu 6 şirket hakkında Kuzey Kaliforniya Bölge Mahkemesinde açılan davanın bir ilk olduğunu belirterek, üreticilerden, araçların havaya verdiği zararı karşılamalarının istendiğini kaydetti.
Dava açılan diğer şirketler ise Alman Daimler Chrysler’in ABD’deki kolu olan Chrysler Motors, Honda Motorun Kuzey Amerika birimi ve Nissan Motor olarak açıklandı.
Şirketler hakkında açılan davada, ürettikleri araçların küresel ısınmayı önemli ölçüde artırdığı, ABD’nin en kalabalık eyaleti Kaliforniya’da çevre sağlığı, altyapı ve kaynaklara zarar verdiği ileri sürüldü.
Demokrat partili olan Lockyer, dava dilekçesinde, araç üreticilerinin, halkı rahtsız edecek şekilde milyonlarca araçla havaya büyük miktarda karbondioksit yayılmasına neden olduğunu gerekçe gösterdi.
Karbondioksitin ve diğer sera etkisi yaratan gazların yayılımı küresel ısınmanın önemli nedenleri arasında gösteriliyor.
Star gazetesi
Çatlı'nın fihristindeki 23 siyasi kim?
Susurluk’ta ölen Abdullah Çatlı’nın ’kayıp’ olarak bilinen defterinin, Sedat Bucak tarafından mahkemeye verildiği ortaya çıktı. Çatlı’nın fihristindeki isimlerin bazıları etkin...
Susurluk’taki trafik kazasında ölen Abdullah Çatlı’nın ’kayıp’ olarak bilinen defterinin, eski milletvekili Sedat Bucak tarafından yargılandığı İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ne verildiği ortaya çıktı.
Çatlı’nın telefon fihristinde 23 siyasetçi ile asker ve polislerin isimleri bulunuyor. Mahkemenin 'gizlilik' kararı verdiği bu belge, ancak davanın sonuçlanmasından sonra açıklanabilecek.
BAŞBAKANIN OTOMOBİLİYLE
Mahkemede, PKK ile mücadele sırasında başta dönemin Demirel ve Tansu Çiller, Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş ve devletin ilgili birimlerinin bilgisi dahilinde mücadele etmeye başladığını öne süren Sedat Bucak’ın avukatı Çınar Bacanlı, bu konuda görüşmeler olduğunu, Başbakanlık’tan Genelkurmay Başkanlığı’na, Başbakana ait makam aracıyla gönderildiğini öne sürdü.
TEBLİGAT YAPILDI
Susurluk davasından beraat eden Bucak, Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin bu kararı bozmasının ardından İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden yargılanmaya başlanmıştı. Bucak, 'Ne yaptımsa devletin yetkililerinin bilgisi dahilinde yaptım' dedi ve bu konuda o dönemin üst düzey yetkililerini tanık gösterdi. 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, eski Başbakan Tansu Çiller, eski Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş, Asayiş Kolordu eski Komutanı Hasan Kundakçı, dönemin İçişleri Başkanı Mehmet Ağar, eski Diyarbakır Jandarma Komutanı Eşref Hatipoğlu tanıklar arasında yer aldı. Çiller ve Hatipoğlu’na 5 Ekim’de mahkemede bulunmaları tebliğ edildi. Demirel, Ağar, Güreş, Kundakçı ve diğer tanıklar ise 20 Ekim’de Ankara’da talimatla ifade verecek.
GİZLİLİK KARARI VAR
Çatlı’nın kaza yaptığı sırada çantasında bulunan telefon numaralarını yazdığı fihrist de mahkemeye belge olarak sunuldu. Çatlı’nın telefon fihristinde bazıları halen etkin durumda olan 23 siyasetçinin yanı sıra asker ve polislerin isimleri yer alıyor. Kazadan sonra kaybolduğu belirtilen defterin, Bucak’ın eline nasıl geçtiği ise bilinmiyor.
Hürriyet
AİHM’de mahkûm olduk
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Türkiye aleyhine açılan 5 davayı dün karara bağladı.
Halit Dinçmen’in üç akrabasıyla birlikte yaptığı ortak başvuruyu değerlendiren AİHM, ‘’Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 2. ve 12. maddelerini ihlal ettiği’’ görüşüne vardı. Bu davada, başvuruyu yapanlar zamanında maddi tazminat talebinde bulunmadığı için Türkiye aleyhine para cezasına gerek görülmedi.
AİHM, Çetin Ağdaş’ın yaptığı başvuruda, Türkiye’nin AİHS’nin 5. ve 6. maddelerini ihlal ettiğine’’ hükmetti ve mahkeme masrafları da içinde olmak üzere Ağdaş’a 3285 avro ödenmesini kararlaştırdı. AİHM, Selim Kabasakal ve Hasan Atar’ın yaptığı ortak başvuruda, Türkiye’nin AİHS’nin 6. maddesini ihlal ettiği görüşüne vardı. Maddi tazminata gerek görmeyen AİHM, başvuru yapanların sadece mahkeme masrafının ödenmesini kararlaştırdı. AİHM, Sultan Karabulut’un yaptığı başvuruda ise Türkiye’nin AİHS’nin 2. ve 13. maddelerinin ihlal edildiği görüşüne vardı ve mahkeme masraflarıyla birlikte toplam 11 bin avro tazminat ödenmesini kararlaştırdı. AİHM, Süleyman Erdem’in yaptığı başvuruda da, Türkiye’nin AİHS’nin 5. maddesini ihlal ettiği görüşüne vardı ve toplam 4250 avro ödenmesine karar verdi.
ABD'de idam...
AA - ABD'nin Florida eyaletinde 1982 yılındaki banka soygunda bir polisi öldürmekten mahkum olan bir kişinin ölüm cezası, zehirli iğneyle infaz edildi.
Son infazla, 1976'da ABD Yüksek Mahkemesi kararıyla ölüm cezası uygulamasının yeniden başlamasından bu yana Florida'da idam edilenlerin sayısı 61 oldu.
Google, telif cezasına uymayacak
Google, Belçika mahkemelerinin, Belçika kökenli gazete içeriğini için telif ödemeye mahkum eden kararını temyize götüreceğini açıkladı.
SAN FRANCISCO - İnternetin en büyük arama motoru Google’dan yapılan açıklamada, Belçika mahkemesinin aleyhte verdiği karar “gereksiz” ve “orantısız” olarak nitelendi. Google yetkilileri kararın getirdiği yaptırımlara uymayacaklarını belirtirken, tüm Belçika menşeili içeriği sitesinden çıkardı. Belçika Gazeteciler Birliği, Google’ın haber sitesinde haber içeriğini telifsiz kullandığı gerekçesiyle mahkemeye vermişti. Belçika mahkemesi de Google’a 1.27 milyon dolar ceza kesmiş, içerikleri telifsiz kullanması halinde de yeni cezaların kapısını açmıştı.
Google sözcüsü ise kendi haber sitelerinin kanundışı bir iş yapmadığını, haberlerin sadece bir kısmını yayınladıklarının ve bunun da gazeteler için aslında bir tanıtım işlevi gördüğünü savundu. Google sözcüsü ayrıca temyize gideceklerini de ifade etti. Davaya konu olan Google News sitesi dünyanın birçok gazetesi ve haber ajansından haber içeriğini bir araya getiriyor. Sitede bulunan fotoğraflar da ayrıca telif davasına konu olmuştu.
Agence France-Presse’in 17.5 milyon dolarlık davasının yanı sıra Google, Associated Press’e de telif ödemeye mahkum edilmişti.
İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, son 40 gün içerisinde asayişe yönelik gerçekleştirilen operasyonlarda, 3 bin 592'si şahsa, 1688'i de mala karşı işlenen olmak üzere toplam 5 bin 280 suçun aydınlatıldığını bildirdi.
ayrıca hakkında gıyabi tutuklama kararı bulunan 2 bin 173 kişi ile 2 bin 704 hükümlünün yakalanarak ilgili makamlara sevk edildiğini kaydetti.Celalettin Cerrah, yakalanan kişilerle birlikte 149 adet çeşitli çap ve markada tabanca, 90 çalıntı otomobil, 1 adet av tüfeği, 4 kurusıkı tabanca, 12 bin adet bahçe şemsiyesi, 6 bin metre kumaş, 22 kilogram altın, 20 bin dolar değerinde gümüş takı, 81 gram esrar, 1124 adet uyuşturucu hap, 97 adet dizüstü bilgisayar, 552 adet çalıntı tekstil malzemesi, 26 kombi, 10 bin YTL sahte para, 84 adet spor ayakkabısı, 26 adet bilgisayar kasası, 205 adet bilgisayar parçası, 1 adet oksijen tüpü, 4 bin 160 adet kumar malzemesi ve çeşitli sahte evraklar ele
geçirildiğini belirtti.
Celalettin Cerrah, sözlerini şöyle sürdürdü:
Açılacak sınavlarda başarı gösterenlere, kurum tarafından onaylanmış mesleki yeterlilik düzeyini gösteren belge veya sertifika verilecek.
Kurum, Türkiye'de çalışmak isteyen yabancıların sahip oldukları mesleki yeterlilik sertifikalarının doğruluğunu da belirleyecek.
Tabiplik, diş hekimliği, hemşirelik, ebelik, eczacılık, veterinerlik, mühendislik ve mimarlık meslekleri ile en az lisans düzeyinde öğrenim gerektiren meslekler, kanun kapsamı dışında tutulacak.
Vakıflar Yasa Tasarısı görüşmelerinde tartışma yaşandı
AB'nin yakından izlediği Vakıflar Yasa Tasarısı Meclis Adalet Komisyonu'nda görüşülüyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatıyla tasarının ikinci maddesine vakıf haklarıyla ilgili 'mütekabiliyet' yani 'karşılıklılık' esası getirildi.CHP'liler tasarıyı vatana ihanet ve Lozan Anlaşması'nın delinmesi olarak niteledi.
Görüşmeler sırasında Başbakan Erdoğan'ın talimatıyla tasarının cemaat vakıflarının mal edinmesi ve ticaret yapmasını düzenleyen ikinci maddesine, 'mütekabiliyet' yani 'karşılıklılık' şartı eklendi.
Buna gerekçe olarak da Batı Trakya'daki Türklere Yunanistan'ın getirdiği kısıtlamalar gösterildi.
CHP'den tepki geldi
Tasarının görüşmelerinde söz alan CHP Grup Başkanvekili Kemal Anadol, AB'nin isteklerinin süzgeçten geçirilmeden kabul edildiğini söyledi.
Geçici dokuzuncu madde ile Lozan Anlaşması'nın delindiğini savunan Anadol, "Lozan Türkiye'nin tapu senedidir. Lozan delinirse Türkiye Cumhuriyeti'nin tapusu delinir" diye konuştu.
CHP'li Feridun Ayvazoğlu da, "bu tasarı ile bilmeyerek Türkiye'ye ihanet ediliyor. Bu ihanetin altından kalkamayız. Bunun vebali AK Parti ve evet oyu vereceklere aittir" dedi.
Şahin eleştirilere yanıt verdi
Eleştirileri yanıtlayan Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin, tasarının dağınık olan vakıf mevzuatını tek çatı altında toplamak amacıyla özgür iradeleriyle hazırlandığını söyledi.
Vakıf malları konusunda yaşanan sıkıntıyı örneklerle anlatan Şahin, 1955'te Yedi Kule'deki Ermeni Hastanesi Vakfı'na bağışlanan bir dükkan ve dairenin tapuya tescil edildiğini, ancak 1974'teki Yargıtay kararıyla bu malların Hazine'ye geçtiğini belirtti.
Vakfın konuyu AİHM'e götürdüğünü söyleyen Şahin, "mahkeme Türkiye'yi 2 milyon 300 Euro ödemeye ve malları iade etmeye mahkum etti. Geçici dokuzuncu maddeyi bu sorunu çözmek için getiriyoruz" dedi.
Bağış yoluyla vakıflara verilen ancak 1974'de Yargıtay kararıyla hazineye geçirilen 36 parça gayrımenkulün sahiplerine iade edileceğini söyleyen Şahin, "bu ne ülkemizi böler ne de egemenliğimizi zedeler. Bu sadece devletimizi yüceltir. Bunu yapmanın neresi ihanet olabilir" diye konuştu.
Amerika Birleşik Devletleri Başkanı George Bush'un, terör zanlılarının sorgularıyla ilgili olarak Kongre'den geçirmeye çalıştığı yasa tasarısı, Birleşmiş Milletler'in tepkisini çekti.
BM Guantanamo Üssü'nün kapatılmasını istiyor
tasarının uluslararası hukukun ihlali anlamına geleceği uyarısında bulundu.
AA-Kocaeli 3. İş Mahkemesindeki duruşmada, Köse'nin avukatı Turgay Karaman, SSK'nın, müvekkili Esin Köse ve babası Ahmet Köse'ye tedavi gideri olarak 7 bin 175 avro ödeme yaptığını, geri kalan 3 bin 471 avro konusunda taraflar arasında anlaşmaya varıldığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etti.
21.09.2006
Manisa'da, 26 Aralık 1995 tarihinde terör örgütü DHKP/C'ye yönelik operasyonda gözaltına alınan 15 genç, sevk edildikleri mahkemede, kendilerine işkence yapıldığını ve ifadelerinin baskı altında alındığını söylemişlerdi. Kapatılan İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi, 1997'de sanıklardan 5'i hakkında beraat, 5'i hakkında 12.5 yıl, 4'ü hakkında 2.5 yıl, 1'i hakkında ise 3 yıl 9 ay hapis cezası vermiş, ancak bu karar, Yargıtay 9'uncu Ceza Dairesi tarafından 1998 yılında bozulmuştu. Kararın bozulması üzerine dava yeniden görülmüş, tüm sanıklar beraat etmişti. Manisa Ağır Ceza Mahkemesi'nde 15 gence işkence yaptıkları öne sürülen polislerde bu davanın sonuçlanmasının ardından mahkum olmuştu.
Fatih Ati
3 seçenekli öneri paketinde maddenin tamamen kaldırılması da yer alıyor ancak diplomatlar muhalefetin de karşı olması nedeniyle bu ihtimalin çok düşük olduğu görüşünde. Üst düzey bir Dışişleri yetkilisi, "Madde kaldırılırsa 'AB istedi kaldırıldı' eleştirileri gelecek. Bu nedenle uygulamadaki boşlukları giderecek değişikliklere gidilebilir" dedi. SABAH'ın edindiği bilgilere göre, AB Komisyonu Genişlemeden Sorumlu üyesi Olli Rehn'in maddeyle ilgili Gül'e yazdığı mektup üzerine harekete geçen Dışişleri ve ABGS yetkililerinin hazırladığı öneriler şöyle:
1- Madde tamamen kaldırılarak tartışmalar bitsin.
2- Maddedeki Türklükle ilgili bölümler kalsın ve cezanın şeklinde değişikliğe gidilsin. Örneğin hapis cezası yerine belli miktarda para cezası getirilsin.
3- Maddede ifade özgürlüğüyle ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarına atıfta bulunulsun. Böylece madde kağıt üstünde varlığını sürdürse de uygulamada cezaya gidilmesinin önü kesilir.
TCK'nın 301. maddesine ilişkin Türkiye içinde yaşanan tartışmaları AB de yakından izleniyor. Muhalefetin maddenin değişmemesine ilişkin tavrına AB çevrelerinden, "Biz Hükümeti çok önceden uyarmıştık. Ancak 'uygulamaya bakalım, endişelenmeyin, demokrasi kazanır' yanıtı aldık. Şimdi tüm kaygılarımızda haklı olduğumuz ortaya çıktı" yorumları gelmeye başladı. Avrupa Komisyonu yetkilileri, Hükümetin adım atmakta geciktiğini belirtirken şimdi iç tartışmalar nedeniyle hiç adım atamaması ihtimalinin güçlendiğini söylüyor.
AKP yönetiminde, 301'in kaldırılması ya da değiştirilmesi halinde, milliyetçilik söylemiyle özellikle gençler arasında güç kazanan MHP'nin bu durumu seçim malzemesi yapmasından kaygı duyuluyor. Parti çevrelerinde, MHP'den gelecek 301. madde kaynaklı, "Türklüğe hakareti serbest bıraktılar" şeklindeki söylemin AKP'yi milli hassasiyetlerin yoğun olduğu taşra kentlerinde zor durumda bırakabileceğine dikkat çekiliyor.
'301 mahkûmiyetlerinin' artması ve eleştirilerin yoğunlaşması halinde Erdoğan'ın, MHP'nin eleştirilerine karşı bir politika geliştirerek maddeyi değiştirme veya kaldırma sürecini hızlandırmak için düğmeye basabileceği vurgulanıyor. Grup Başkanvekili İrfan Gündüz de yeni yasama döneminde yapılacak bir düzenlemeyle 301 sorununun aşılabileceğinin ipuçlarını verdi. TBMM'de görüşülen AB uyum paketinde 301'in bulunmadığına dikkat çeken Gündüz, "İnsanlar düşüncelerini özgürce ifade etmelidir. Ben şahsen maddenin kaldırılmasından yanayım. Ancak bu kararın zamanını parti, hükümet ve ilgili bakanlığımız belirleyecek. Ortak görüş alınır ve 301 için bir adım atılır" dedi.
Danıştay feragat başvurularını kabul ederse El Kadı, BM kararına rağmen Türkiye'de serbestçe dolaşma ve ticaret yapma hakkına sahip olacak.
El Kadı terör listesinden çıkarılmak için açtığı ve temmuz ayında sonuçlanan davayı kazanmıştı. Danıştay 10. Daire, El Kadı'nın isminin listeden çıkarılmasını kararlaştırdı.
Yargılama aşamasında davaya müdahil olan Başbakanlık ile Dışişleri ve Maliye bakanlıkları, BM kararı doğrultusunda hareket edilmesi gerektiğini, El Kadı'nın isminin listeden çıkarılamayacağını savundular. Başbakanlık, eylül başında temyiz başvurusunda bulundu. Dışişleri Bakanlığı da buna katıldı. Maliye Bakanlığı ise bir girişimde bulunmadı.
Başbakanlık, 6 Eylül'de Danıştay'a gönderdiği ikinci dilekçede ise temyiz isteminden feragat ettiğini belirtti.
Davanın görülmesi için temyiz başvurusu yeterli olan Dışişleri Bakanlığı'nın da önceki gün geri adım attığı ortaya çıktı. Bakanlığın, Danıştay'a dilekçe göndererek temyiz hakkından feragat ettiğini bildirdiği öğrenildi.
Bakanlık kaynakları, "Biz, Başbakanlık temyiz başvurusunu geri çektiği için geri çekiyoruz. Devletin kurumları ayrı ayrı hareket edemez. Hele ki adım atan Başbakanlık ise bunu görmezden gelemeyiz. BM bu aşamadan sonra kararlarını uygulamadığı için bizi eleştirebilir" dedi.
EVİN GÖKTAŞ / ANKARA
21.09.2006
5 Kasım 2003 tarihinde Buca Cezaevi Çocuk Bölümü'nde isyan çıktığı iddiasıyla güvenlik kuvvetlerinin müdahalesi sonucunda 42 çocuk ifadeleri alınmak üzere cezaevi savcılığına sevk edilmişti. Savcılığın müdafi tayin etmesi üzerine İzmir Barosu tarafından görevlendirilen avukatlar çocuklarla görüşerek soruşturmada yer almışlardı. Avukatların bazı işkence bulgularını saptaması üzerine İzmir Barosu İşkenceyi Önleme Grubu'na üye bir grup avukat daha cezaevine giderek çocuklarla görüşmek ve incelemelerde bulunmak istemiş ancak bu durum görevlilerce engellenmişti.
İşkenceyi Önleme Grubu'nda yer alan avukatlardan Nalan Erkem, hem işkence iddialarını ve hem kendilerine yapılan engellemeyi basın açıklamasıyla kamuoyuna duyurmuştu.
Ağca Papa'ya gönderdiği mektupta şöyle dedi: "Bu işleri bilen birisi olarak diyorum ki can güvenliğin tehlikede. Sakın Türkiye'ye gelme. Seni karşılayamam, çünkü cezaevindeyim."
Eski ülkücü Ağca, Papa'nın can güvenliğinin tehlikede olduğunu öne sürerek, Kasım ayı sonunda Türkiye'ye gelmemesini önerirken, Papa'nın Regensburg konuşmasınada ünlü yazar Dan Brown'ın bile cesaret edemeyeceği bir açıklama getirdi. Ağca'ya göre, bu ülke "global savaş" planlarına Papa'yı alet etmek için bu video kasetlerle şantaj yapıyor. Dün, SABAH'a bir açıklama yapan Ağca'nın avukatı Mustafa Demirbağ "Ağca yazdığı mektubun arkasında olduğunu özellikle vurguladı" dedi. Ağca, yabancı basına da gönderdiği mektubunda "1980-2000 yıllarında Vatikan ve Batılı istihbarat örgütleri ile ilişkisi olduğunu ve müthiş sırlara sahip olduğunu" öne sürdü. 'CAN
Ağca'ya göre öldürülen Vatikan muhafızları komutanı Alois Esterman'ın da, Papa Benedict'e yapılan şantajla ilgisi var. Esterman'ın Papa Benedict'in rahibelerle ilişkilerini görüntüleyen kasetlerini bir özel tv şirketine satmak istediğini ve bu yüzden eşi ileöldürüldüğünü öne süren Ağca, şimdi bu video kayıtlarının "çok güçlü bir istihbarat örgütünün elinde olduğunu ve kendi dünya politikasını savunması için Papa'ya şantaj yaptığını" savunuyor.
Ağca, tüm bunlardan İtalyan askeri istihbarat örgütü Sismi'nin de haberli olduğunu ileri sürüyor. Ağca'nın Papa'yı istifaya davet edip, Kardinallerden Tettamanzi ve başbakan Bertone'yi yeni Papa'lığa aday gösterdiği fantazili mektuptaki en önemli nokta ise "Papa'nın can güvenliğinin tehlikede olduğunu vurgulaması". Almanya'nın en çok satan gazetelerinden Bild ile İtalyan Corriere Della Sera'nın da aralarında bulunduğu pek çok gazete Mehmet Ali Ağca'nın Papa Benedict'e yazdığı mektupta vurulacağını ima ettiği şeklinde haberlere yer verdi.
Ünlü, "Mafya lideri gibi dolaşıyor" eleştirilerini de, "Ajan şalvarla, cüppeyle, sarıkla geliyor. Bu durumda tedbir almanın ne mahzuru var? Ben de çok şehitlik isteyen bir adamım, ama Allah yatakta şehitlik nasip etsin" diye yanıtlıyor. Ünlü, 5 Eylül'deki sohbetinde sevenlerinin eline dokunmak istediğini, bunun itişmeye yol açtığını belirterek şöyle konuştu:
"Zaman kalleş, düşman kahpe. Düşman erkek değil, erkek gibi gelmiyor; ajan şalvarla, cüppeyle, sarıkla geliyor. Bu durumda tedbir almanın ne mahzuru var? Bazıları da, 'Hocam mafya lideri mi ki bu kadar adamla korunuyor?' demeye başladılar. Acaba bunu diyenler 'Hocanın etrafı boşalsın da bir şey yapalım' diye mi düşünüyorlar? Yanında koruma tutmak sünnettir. Bu gibi toplu yerlerde, bana bir şey sormaya, el uzatmaya kalkmayın."
Emekli imam Bayram Ali Öztürk'ün katilinin, ona kâğıt götürme niyetiyle yaklaştığını söyleyen Ünlü, "Önümüzde iki süreç var. Bu iki süreci aşana kadar yine bu kalleşlikler beklenmektedir. Bundan sonra tedbirli olmakta fayda var ki, bu sohbetler devam etsin" dedi.
"Hoca korktu" denilemeyeceğini belirten Ünlü, "Allah'a bir can borcumuz var ama vazifeler var, hizmetler var; Ecelimiz gelene kadar yaşayalım, değil mi? Ben de çok şehitlik isteyen bir adamım, ama Allah yatakta şehitlik nasip etsin. Yaklaşmanın, bir şey sormanın ortamı bu gibi sohbetler değildir" diye konuştu.
Ünlü ayrıca şunları da söyledi: "Öztürk öldürülmeden birkaç gün evvel Efendi Hazretleri'ni ziyarete gitmiş. Efendi Hazretleri ona 'Sen İstanbul'un güneşisin' demiş. Eee, gitti... Yolda mı, pazarda mı bulduk ya? Hıyar mı yetiştiriyoruz bahçede! Gitti adamcağız gözümüzün önünde."
Ünlü, şöyle devam etti: "Linç Müslümanların yapacağı bir şey değil. Bizim cemaatin yapacağı iş mi bu? Bizim cemaat 'öldürün' diye bağırmaz. Bağıranlar provokatörler."
Birini askeri yöntemlerle, diğerini sürekli gündeme gelen gazete haberleriyle aşmaya çalışıyoruz. Ancak ne eğitimin kalitesini yükseltmek için ciddi çaba gösteriyoruz ne de Kürt sorununun çözümü için adım atıyoruz.
Türkiye'nin bir kesimi, bu korkular üzerine siyaset yapmayı kendisine iş edinmiş durumda. "İrtica geliyor, Türkiye bölünmek üzere" hiç vazgeçmedikleri sloganlar.
Şimdi buna bir de Türk Ceza Yasası'nın 301'inci maddesi ve Vakıflar Yasa Tasarısı eklendi.
Son olarak yazar Elif Şafak'ın sanık olmasına yol açan 301'inci madde konusunda açıkça görünen o ki, CHP ile bir bölüm AK Partili arasında bir görüş birliği var.
AK Parti'de CHP'nin görüşlerine en yakın duran isim Adalet Bakanı Cemil Çiçek.
CHP lideri Baykal'ın buradaki tavrı ise sosyal demokrat ilkelerle bağdaştırılamayacak çizgide. 301'inci maddenin varlığını savunan Sayın Baykal'a, bir yazarın romanındaki bir karakter nedeniyle yargılanması çok olağan geliyor olmalı.
Azınlık Vakıfları ile ilgili tasarı da başta CHP olmak üzere, milliyetçimuhafazakar kesimi ayağa kaldırmış vaziyette.
CHP "Bu yasa geçerse devletin geçmişte hata yaptığı ortaya çıkar" görüşünden, Lozan'ın parçalanması, Sevr'in dayatılmasına kadar uzanan bir çizgide duruyor ve yasaya tamamen karşı.
Oysa bu yasadan yararlanacak olanlar, Türkiye Cumhuriyeti'nin gayrimüslim yurttaşları. Bir ülkenin kendi yurttaşlarına şüpheyle bakması, çağdaş ülkelerde İkinci Dünya Savaşı öncesinde kalmış bir gerçeklik diye düşünüyorduk ama yanılmışız.
Türkiye'de hala yurttaşlarının devlete bağlılığını inanç sistemine dayandıran grup ve siyasetçiler var.
Kabul edelim ki genç cumhuriyet köklü bir imparatorluğun mirasçısı. Her imparatorluk gibi Osmanlı'nın geçmişinde de gurur duymayacağı eylemler olabilir.
Ama gerek tapu kayıtlarının açıklanmasına karşı çıkarak, gerek her türlü reform çabasını engelleyerek bu gerçeklerin ortaya çıkmasının önüne geçemezsiniz. Bu durumda olacak olan tek şey, gerçeklerin karşıtlarınız tarafından çarpıtılmış biçimde dünya kamuoyu önüne sunulmasıdır.
Azınlıklar Yasası'nı Tanzimat Fermanı'na benzetmek de benzer bir talihsizlik. Bugün Meclis'te görev yapan siyasilerin unutmaması gereken bir gerçek var. Türkiye, Mustafa Kemal'in önderliğinde tarihi bir sıçrama yaptı.
Bu gerçeği kabul etmek, Atatürk'ü önceleyen reform çabalarını yok saymak veya karalamayı gerektirmez.
Tanzimat, içinde çok ciddi yabancı parmağı olmasına rağmen çağdaş Anadolu yolunda atılmış bir adımdır.
Türkiye bugün içinde bulunduğu koşullara devrimler kadar reformlar sonucunda da gelmiştir. Her türlü reforma karşı durmak ve sadece korku politikası üretmek bu ülke insanını uzun vadede kendine güvenmeyen, her türlü değişimden korkan bireyler haline getirebilir. Gerçek gericilik de asıl o zaman başlar.
21.09.2006 PERŞEMBE
Mustafa ERDOĞAN
merdogan@stargazete.com
Can Dündar - Milliyet
Bunu en ağır ödeyenler de düşünürler, yazarlar...
Liste Sabahattin Ali'yle başlar, Said Nursi'den İsmail Beşikçi'ye, Bahriye Üçok'tan Musa Kart'a kadar çok geniş bir yelpazeye yayılır.
İşin ilginç yanı Recep Tayyip Erdoğan da listededir.
Biliyorsunuz Başbakan da bir şiir okudu ve hapse girdi.
O mahkûmiyetin yol açtığı mağduriyetle, diğer mağdurların oylarını aldı ve iktidar oldu.
Şimdi masasının üzerinde düşünceyi suç sayan bir madde var.
Değiştirmek için "Tamam, değiştirelim" demesi kâfi...
Demiyor.
Hem yazarların hem Türkiye'nin mahkûm olmasına göz yumuyor.
* * *
Erdoğan bir şiir okumuştu.
Elif Şafak bir roman yazdı.
Romanda resmi tarih düşkünlerini rahatsız edecek satırlar var.
Bu satırlar kitabın orasından burasından cımbızlanıp bir iddianamede toplandı.
İddianame toplam bir paragraftan oluşuyor; romanın 9 sayfasından cımbızlanmış 19 cümle...
Ne deniliyor o cümlelerde?..
Ermeni meselesiyle ilgili olarak herhangi bir tarih kitabında, bir belgesel röportajında, bir anı defterinde rastlayabileceğiniz türden ifadeler...
Yabancı dilde kaleme alınmış yüzlerce kitapta çok daha ağır ifade edilen suçlamalar...
Ve altında iki cümle:
"Kitabında bu sözlere yer vererek Türklüğü aşağıladığı değerlendirilmektedir. 301. maddeden cezalandırılmalıdır."
İmza :
Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı...
* * *
Tek cümleyle yazayım:
Asıl bu dava Türklüğü aşağılayıcıdır.
Türkleri 21. yüzyılda hâlâ bir edebiyatçıyı, bir romanı yargılar duruma sokanlar tarih huzurunda suçludurlar.
Ve bu suçun vebali, fikir suçundan hapsedilip iktidara gelen Başbakan'ın omzundadır.
"Ben bu işin bedelini ödeyerek geldim" diyordu Başbakan, kendisine 301. maddeden yargılanan Orhan Pamuk'un durumu sorulduğunda...
Şöyle ekliyordu:
"Acele etmemek lazım. Önce yargısal içtihat oluşsun, sonra yapılması gereken yapılır."
Sanıyordu ki Yargıtay 301. madde aleyhine bir karar verir ve kendisi, "Türklüğü aşağılamayı suç olmaktan çıkarmak" müşkülünden kurtulur.
Ama öyle olmadı.
Yargıtay Pamuk'un cezasını onadı ve ters yönde bir içtihat oluşturdu.
Bombalı paketi hükümetin kucağına bıraktı.
* * *
Hükümetin yapması gereken, reform seferberliğinde yasalardan antidemokratik hükümleri ayıklarken 301'i de onların arasına katmaktı.
Bunu yapmadılar.
Şimdi 301'i tek başına kaldırmaya da çekiniyorlar.
"AB baskısıyla Türklüğe hakaret serbest bırakılıyor" demagojisinin tabanda yaratacağı tepkiden çekiniyorlar.
Oysa bunun, Avrupa'nın gözüne girmekle ilgisi yok.
Bu, Türkiye'yi bir utançtan kurtarmaktır; bu çağda hâlâ fikri yargılayan ülke pozisyonundan çıkarmaktır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne ödenen bedellerden kurtulmaktır.
Ve Başbakan için de "Benim derdim kendimi kurtarmaktı. Benden sonra varsın düşünce de yazı da suç sayılsın, umurumda değil" diye düşünmediğini ispatlama şansıdır.
Hasan CEMAL - Milliyet
Değişmesin kardeşim.
Ne alakası var?..
AB istiyormuş, istesin!
Fransa'da soykırım yoktur demek suç değil mi? Bizde de vardır demek suç olsun.
Ne olacak ki?..
Üstelik gelecek yıl seçim var.
Güneydoğu'dan şehit cenazeleri gelirken, Türklüğe hakareti affetmek, bunun için yasa değişikliği yapmak bir seçim öncesi olacak iş mi?
301 değişmesin kardeşim.
Elif Şafak bir roman yazdı diye hapse mi girsin? Hrant Dink bir konuşma yaptı diye hapse mi girsin?
Girsinler kardeşim, ne olacak ki?
Batı basınında bu zaten kasıtlı olarak büyütülüyor, gaz veriliyor. Öyle fazla ilgilenen yok, altı boş bu pompalamanın...
Vakıflar Yasası mı?..
Değişmesin kardeşim!
Ne alakası var?..
1930'lara mı döneceğiz?
Lozan'ı deldirmeyiz!
Bu kadarı da olmaz.
Yetti artık, AB'ye hayır!
Azınlıklar, Ermeni sorunu, Kürt sorunu derken AB uğruna bu memleket bölünecek, elden gidecek.
Aynen öyle.
Bu memleketi böldürmeyiz kardeşim.
Baksana, daha şimdiden Kuzey Irak'ta bir Kürt devleti fiilen kurulmuş durumda. Amerika'nın, Avrupa'nın himayesinde yol alıyorlar. Bir de Kerkük petrolünün üstüne otururlarsa iyice güçlenirler. İşimiz çok daha zorlaşır. Bizimkilerin ayranı daha fazla kabarır.
AB ile böyle gitmez! .
Bölünürüz kardeşim.
En iyisi AB ile ilişkileri askıya almak bir süre için.
Ne olacak ki?..
AB ile üyelik sürecini durdurduktan sonra Güneydoğu'da gereği yapılır. Zaten terörle mücadele ederken, insan haklarıydı, hukuktu, AB idi, bunların hepsi ayak bağı oluyor.
Mıntıka temizliği şart kardeşim.
Ne olacak ki?..
Yalnız Güneydoğu'da değil, şeriatçılık konusunda da şart mıntıka temizliği.
Durum vahim!
Çankaya da elden giderse, devlet de elden gitti gider kardeşim.
Ağzına sağlık!
Zaten Avrupa'da da İslam korkusu gitgide yükseliyor. Bu yüzden Almanya'sının da, Fransa'sının da sesi pek öyle fazla çıkmaz. Yasak savmak kabilinden biraz bağırıp çağırıp susarlar kardeşim.
Bak göreceksin zamanla demokrasi de tartışma konusu olmaya başlayacak...
Memleketi mi böldüreceğiz kardeşim? Laikliğin yıkılmasına seyirci mi kalacağız? Bölücüler, şeriatçılar her geçen gün azmaktalar, apaçık görülüyor.
Şunun surasında en çok dört beş bin vatan haini var. AB sürecini kesip, bir mıntıka temizliği ile iplerini çektik mi sonrası gelir. Türkiye yine aydınlanma yolundaki yürüyüşüne devam eder.
Doğru kardeşim.
Ne olacak ki? 301'miş, vakıflarmış, azınlıklarmış, Kürt sorunuymuş, askerin sivil denetimiymiş, insan haklarıymış, hukukmuş...
Yetti artık!
AB'ye hayır!
Birinci sınıf demokrasi yapacağız derken, memleket elden mi gitsin?
Bölünelim mi?
Şeriat mı gelsin?
Mıntıka temizliği şart kardeşim. AB'ye üyelik sürecini bir müddet askıya alırız, olur biter kardeşim.
Ne olacak ki?
Ayrıca, yalnız AB mi var bu dünyada? Alternatif mi yok Avrupa'ya?
Bak, Doğu'da Çin yükseliyor!
Al sana AB'ye alternatif, kardeşim.
Ne olacak ki?..
Taha AKYOL- Milliyet
BU tür davaların ardı arkası kesilmiyor. Bugünlerde gündemde iki yeni dava var. Biri Elif Şafak hakkında. `Baba ve Piç` adlı romanında `Türklüğe hakaret` ettiği ileri sürülüyor. Öbür dava, İpek Çalışlar hakkında açıldı. `Latife Hanım` adlı kitabında `Atatürk`e hakaret` ettiği ileri sürülüyor. Elif Şafak bugünkü duruşmaya katılmayacak. Yeni doğum yaptığı için sağlık mazereti bulunduğu gibi, `Karşıt gösterilerin yapılacağı bir duruşmaya katılarak sansasyon ve gerilim yaratmak istemiyorum` diyor. Duruşmaya katılsaydı, muhtemelen daha önce Orhan Pamuk davalarında olduğu gibi patlak verecek `sansasyon ve gerilim` dünya medyasının büyük ilgisini çekecek, Elif Şafak da ününe ün katacaktı. Buna itibar etmiyor, olgun davranıyor. `Latife Hanım`ın yazarı İpek Çalışlar savcılığa ifade vermeye gittiğini kimselere söylemedi, hakkında dava açılmasını `sansasyon` haline getirebilirdi, buna tenezzül etmedi. Onun da bu olgunluğunu elbette takdirle karşılıyorum. İkisi de Batı medyasını teşvik ederek davayı `reklam` için kullanabilirlerdi, yapmadılar. `Kötü reklam`
Bu tür davalar çağımızda çok ilgi çekiyor, büyük bir reklam işlevi görüyor ama Türkiye hakkında `kötü reklam` işlevi!.. Noam Chomsky`nin esasen kendi ülkesi Amerika`yı yerden yere vuran kitapları ABD`de `sorun` olmuyor, eminim milyonlarca Amerikalının haberi bile yoktur; ama içindeki birkaç paragraftan dolayı Türkiye`de Chomsky`nin kitapları için ceza davaları açılıyor! Dünya Türkiye`deki bu tür davalarla çalkalanıyor! Bu davalar vesilesiyle kaba, taşkın, saldırgan gösteriler tertipleyen gruplar da dünyada Türkiye hakkında `kötü reklam` yapılmasına sebep oluyorlar. Yasaklarla, kaba gösterilerle özdeşleşmiş bir ülke görüntüsü... Fikir ve ifade hürriyetinin felsefi değerini ve insan zihninin gelişmesindeki muazzam işlevini bilmesek dahi, bu çağın mantığına aykırı yasakların ve kaba kuvvet gösterilerinin Türkiye hakkında `kötü reklam` etkisi yaptığı gibi pratik ve somut bir gerçeği de mi görmüyoruz?! Farklı fikirler
Türkiye öyle yasaklar yaşadı ki, Gazi Mustafa Kemal Paşa`nın sözleri bile sansürlendi! Ama yasakçılık kışkırtıcı olmaktan başka bir işe yaramadı! Fikir hürriyetini elbette `kötü niyetli` kullananlar da olur! Ama bunun çaresi, `yanlış` fikrin eleştirilmesi ve çoğunluğun sağduyusuna güvenilmesidir. `Yasaklamak` bu çağda yasaklanan şeyin `reklam`ı, yasaklayan ülkenin de `kötü reklamı` oluyor! Hem ekonomik, sosyal ve eğitim bakımından `gelişmiş ülke` olmak, hem de `tek fikirli ülke` olmak imkansızdır! Modernleşme zorunlu olarak fikirleri ve değerleri çeşitlendirir, çoğulculaştırır. İsmet İnönü daha 1947`de `Artık ihtilal usulleriyle memleketi idare edemeyiz` demişti; o usullerden kalma yasaklarla da idare edemeyiz. Gelişen ve o sebeple gittikçe daha da çoğulculaşan toplumlarda iç barışı, milli bütünlüğü, siyasi istikrarı korumanın yolu, farklı fikir ve değerlere hoşgörü gösterilmesi, bu şekilde `birlikte yaşama`nın geliştirilmesidir. Bakın Kennedy ne diyor: `Bütün gerçekler, bütün haklılıklar, bütün iyilikler tek tarafta değildir... Amerikan birliğinin temelinde hoşgörü ve uzlaşma vardır...` t.akyol@milliyet.com.tr
301 değişmez
Aslı Aydıntaşbaş - Sabah ,
Elif Şafak, Orhan Pamuk gibi yazarların eserlerinde "Türklüğe hakaret" ettikleri gerekçesiyle sanık koltuğuna oturtulmaları, Meclis açılırken Ankara kulislerinde "301. madde değişir mi değişmez mi" tartışmasını da beraberinde getirdi.
Dışişleri Bakanı Gül, Avrupa Birliği, AB bürokrasisi, Ali Babacan, TÜSİAD ve "özgürlükçü" eğilimli siyasiler, "Türklüğe hakaret" gibi hukuken muallak bir kavramla gazeteci ve yazarların yargılandığı bu maddenin değişmesini istiyor. Ancak karşılarında da bir o kadar güçlü bir "301'ci Blok" var: Adalet Bakanı Cemil Çiçek, Kabine'nin bazı üyeleri, AK Parti içinde "Aman yükselen milliyetçilik yüzünden seçim kaybetmeyelim" diyen siyasiler ve tabii ki CHP ve MHP...
301 bu tabloda değişmez. Ne ekime kadar, ne de seçime...
Bazen dünyaya "Ankara gözlüğü"yle baktığınızda, İstanbul'da görünenden apayrı bir tablo ortaya çıkıyor. İstanbul'un Batılı, liberal, elit tabakası, 301'i, "çağdışı", "yasakçı" ve "AB yolunda akla mantığa sığmayan bir engel" olarak görüyor. Oysa "seçim" kaygısını şimdiden ensesinde hissetmeye başlayan Ankara ahalisi için durum farklı. AK Partililer, "Kürt açılımı" ve Başbakan'ın şehitlik sözleri sonrasında kendilerine karşı yükselen milliyetçi eleştirilerden son derece rahatsız; CHP ve MHP'den gelecek "Önce şehitleri aşağıladınız, sonra Türklüğe hakareti meşru kıldınız" eleştirilerini göğüsleyebilecek gücü kendinde bulmuyor.
Kısacası Başbakan Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'den 301 konusunda güçlü ve ısrarlı bir liderlik gelmezse, bu Meclis, bu yasayı değiştirmez!
Dün birkaç AK Partili'den sonra Adalet Bakanı Cemil Çiçek'le sohbetimde bunu bir kez daha gördük:
- Efendim 301...
- Hayret ediyorum Türkiye'nin durumuna. Bu maddenin değişmesini AB istiyor diyorlar. AB'yi sopa olarak kullanıyorlar. Nuriye Kesbir'i iade etmeyecek, Fehriye Erdal'ı kaçıracak, Papa olarak böyle beyanat vereceksin... Avrupa kendi haline baksın. Bunlar bu bağlamda tartışılmıyor. 301 TCK çerçevesinde çok evvel geçti. Neden o zaman kimse itiraz etmedi?
- Peki 301'i değiştirmeden yazarların yargılanmasını önlemek mümkün mü?
- Aslında gelişmeler iyi yönde. Orhan Pamuk ve Baskın Oran'ın davaları düştü. Bir tek karar çıkan Hrant Dink var. Bu arada kimse Yargıtay 4'üncü Hukuk Dairesi'nin ifade özgürlüğünü genişleten kararlarına dikkat etmiyor. Yargıtay abartılı ifadelerin bile düşünce özgürlüğü kapsamında olabileceğini söyledi (301'i sürekli tartışmak yerine). Bu tarz içtihatların oluşmasına fırsat vermek lazım. Ama hakaret serbest mi olsun?
- Yazarlar...
- 301'inci maddenin benzeri Almanya'da var, Fransa'da Hollanda'da var. İtalya'da aynısı var. Aşağılama Avrupa'da da suç. Atın bakalım Bin Laden'i öven bir manşet Avrupa'da ne oluyor...
- Ama orada yazarlara yönelik böyle davalar yok...
- Nasıl yok. "Ermeni soykırımı yoktur" demeyi suç sayan ülkeler var. Tasarı hala Fransa'da duruyor. Bernard Lewis'i tazminata mahkum ettiler. Avusturya'da "Yahudi soykırımı yok" diyene 3 sene ceza verdiler. Biz AB'yi çok namuslu, hukuka çok saygılı sanıyoruz. En büyük özgürlük hayat hakkıdır. Sen hayat hakkını elinden alan teröriste bakma, sonra... Avrupa bu noktada sabıkalı. Papa'nın bu açıklaması sonrasında bile sokakta sorsanız çok kişi "Avrupa'ya girmeyelim" der. Memleketin işi gücü yok, "Türklüğe hakaret mi?..
'Türklük' nasıl korunur?
Turgut Tarhanlı
Türk Ceza Kanunu'nun artık en tartışmalı hükümlerinden biri haline gelen 301. maddenin geleceği hakkında, acaba yargının bu maddeye ilişkin uygulaması beklenerek mi bir karara varmalı, yoksa bu madde tamamen ilga mı edilmeli?
Hükümet adına yapılan beyanlarda ilk görüşün ağır bastığı görülüyor. Bu maddeden siyasi olarak yararlanmaya çalışan, Meclis içinde veya dışındaki siyasi çevrelerse, bu maddenin kaldırılması halinde Türkiye'nin batacağını,
Sevr anlayışının patlak vereceğini, aklına gelenin Türklüğe, Meclis'e, devlete, hükümete veya devletin farklı aygıtlarına sövmeye başlayacağını, ülkenin bütünlüğünün tartışılır olmaya başlayacağını, vb. haykırıyorlar.
Bu lafların gerisinde ve ilerisinde, hep güçlü bir 'Türk milliyetçiliği' vurgusu var. Oysa aslında, Türkiye'yi ne kadar da zayıf, güçsüz, çaresiz ve âciz gördüklerini itiraf etmiş olmuyorlar mı? Bir ülkenin geleceği, Ceza Kanunu'nun sadece bir maddesinin bir paragrafının var olup olmamasına bağlı kılınmış olabilir mi? Aklıselim sahibi herkes, gerçeğin böyle olmadığını bilir. O halde, sorun nedir? Bu vehim karşısında, sadece bazı siyasilerin ve siyasi grupların hayal güçlerinin
bile ne kadar sığ olduğunu görmemiz mi? Yoksa bütün bu yaygara, aslında fikren savunulabilecek pek fazla bir şeyi olmayanların, bu zafiyeti gidermek için işi kaba kuvvete dökmek gibi, çok bilinen banal bir duruma yol açması mı?
Ceza Kanunu'nun 301. maddesi, ilk paragrafında "Türklüğü, Cumhuriyeti veya TBMM'yi alenen aşağılayan, altı aydan üç yıla kadar cezalandırılır" diyor. Bu maddenin gerekçesine baktığımızda, 'Türklük' deyimi (metinde 'değimi' olarak yazılmış-T.T.), "dünyanın neresinde yaşarsa yaşasınlar Türklere has müşterek kültürün ortaya çıkardığı ortak varlık" şeklinde tanımlanıyor. Bundan anlıyoruz ki, kastedilen, aslında Türkiye Cumhuriyeti ile de sınırlı değil.
Nitekim gerekçenin sonraki cümlesi şöyle düzenlenmiş: "Bu varlık Türk Milleti kavramından geniştir ve Türkiye dışında yaşayan ve aynı kültürün iştirakçileri olan toplumları da kapsar." Böylece, Türkiye, etnik olarak 'Türk' olarak tanımlanabilecek ve kendisine bir uyrukluk bağıyla bağlı da bulunmayan birtakım ülkelerin halklarını, kendi Ceza Kanunu ile korumayı hedeflemektedir. Doğrusu, Dışişleri Bakanlığı'nın, dış ilişkilerdeki bu 'cezai yaklaşım' parametresini nasıl mütalaa ettiğini öğrenmek ilginç olabilirdi.
Ama Türkiye'nin fikri enerjisini bu sığ hayaller peşinde harcayarak tüketme çabaları, gerçekten muhayyel bazı edebiyat kişiliklerini de, adeta hukuk önünde hesap vermeye zorluyor. Hukuk Fakültesi'nde öğrenciyken, bir hocamızın, Kafka'nın 'Dava' adlı romanının, 'hukuktaki dava teorisinin bir ironisi' olarak da okunabileceğini söylediğini hatırlıyorum. Gayet pozitivist bir hukuk dersi olan usul hukukuna böyle ince bir bakış, hoşumuza gitmişti. Ama bir-iki öğrencinin hemen atılıp, 'Hocam, sınavda Kafka'dan da sorumlu muyuz?' gibi sorular sorduklarını da hatırlıyorum.
Türkiye'nin, hiç de hak etmediği halde, gitgide kalınlaşan Ceza Kanunu'nun 301. maddesinden hüküm giymeye zorlanan fikir insanlarına ilişkin davalar, Kafka'nın o romanına nasıl anlam verileceği konusunda yukarıda aktardığım anekdottan farksız.
Okuduğumuz metni anlayabiliriz veya anlayamayız, edebiyatın ne olduğunu, edebi dilin nasıl ifade edildiğini biliriz veya bilmeyiz veya bunu beğeniriz ya da beğenmeyiz. Bu durumlarda şaşılacak bir şey yok. Şaşılacak olan şu: Okuduklarımızdan çıkardığımız anlam çerçevesinde, haklı olduğumuzu kanıtlamak için neden illa da mahkemelerin onayını almak isteriz? Kendimizin hükme vardığı, o kendi gerçeğimiz, ancak bir yargı kararıyla hükme bağlandığı vakit geçerli olabilecek kadar yetersiz mi?
Hayatımızın her ayrıntısını siyasi bir husumetin arenası haline getire getire, bugünün Türkiyesi, sonunda roman kahramanlarından da hesap sorar bir hal almaya başladı.
O kişiler bulunamadığı için de, romanın yazarıyla yetinmeye çalışılıyor. Edebiyat fakültelerinin öğrencileri için, gerçek ve kurmaca arasındaki farklılığı tahlilde, herhalde Türkiye'den daha uygun bir ülke bulunamazdı.
İndirim yerine bindirim hukuka aykırı
Şükrü KIZILOT skizilot@yaklasim.com
TÜRKİYE, birkaç gündür emlak vergisinde indirim yerine bindirim yapan belediyeleri konuşuyor.
Bazı belediyeler, gayrimenkullerin değerini takdir ederken, 2006 yılı emlak vergisini ve alım-satım değerini etkileyen biri "olağanüstü" olmak üzere, büyük hatalar yaptılar.
Bu hatalar farkedilince, 30 gün içinde düzeltilmesi için bir yasa çıkartıldı.
Olağanüstü hata; arsa değerlerini TL olarak düşünüp aynı tutarın YTL yazılması ile ilgiliydi... Nitekim, yasanın gerekçesinde de bu husus yer aldı. Örneğin 200 milyar YTL (200 katrilyon TL) yazılan değerin, aslında 200 bin YTL olması gerektiği açıklandı.
Diğer hata da yüksek değerlerin düzeltilmesi ile ilgiliydi...
Bu aşamada, bazı belediyeler "düzeltme" adı altında, indirim yerine hukuka aykırı olarak, 10-12 katı bulan artırımlar yaptılar.
HUKUKA AYKIRILIK NEREDE?
Hukuka aykırılık, arsa değerlerini düzeltme yetkisini, "indirim" yerine "bindirim" olarak anlayıp, uygulayanlarda...
İzninizle açıklayalım.
Emlak Vergisi Kanunu’na 5338 sayılı Kanunla eklenen ve 12 Temmuz 2006 tarihinde yürürlüğe giren Geçici 22. madde ile belediyelere; 2006 yılı başında yürürlüğe giren arsa değerlerini düzeltme yetkisi verildi.
Bazı belediyeler, yasanın getiriliş amacına ve düzeltme ile ilgili maddenin gerekçesine de bakmadan, "düzeltmeyi, emlak vergisi değerini yükseltme" olarak anladılar.
"Doğrusu ne?" diye, yasa maddesinin gerekçesine bakıyoruz.
GEREKÇEDE YALNIZCA İNDİRİM VAR
Gerekçede; yeni belirlenecek değere göre hesaplanan emlak vergisinden;
- Daha önce ödenen emlak vergisinin mahsup edileceği, kalan tutarın 2006 yılı Kasım ayı içinde ödeneceği,
- 2006 yılı için hesaplanan emlak vergisinin, birinci taksit olarak tahakkuk ettirilen vergiden az olması halinde, ödenen birinci taksitin mükellefe iade edileceği,
- Emlak vergisi ödenmemiş ise tahakkuktan terkin edileceği (kaldırılacağı)
yazılı.
Görüldüğü gibi, "düzeltme" ile ilgili yasa maddesinin gerekçesinde, sadece ve sadece "indirim" olayından söz ediliyor. Değer artırımından kesinlikle söz edilmiyor.
Yasa maddesi ile ilgili gerekçeden "düzeltme" deyimi ile değer "indiriminin amaçlandığı", çok net bir şekilde anlaşılıyor.
İLAVE VERGİ VE HARÇ
Yukarıdaki açıklamalardan ve yasa maddesinin gerekçesinden de farkedileceği gibi,
- Gayrimenkulün değerinin artırılması, hukuka aykırı.
- Artırılan değer üzerinden ilave emlak vergisi alınması da yanlış.
- Artırılan değer esas alınarak, örneğin Ocak 2006’da satılan gayrimenkuller nedeniyle, Eylül 2006’da alıcı ve satıcıdan, üstelik faiziyle yüzde 1.5’er ilave "tapu harcı" istenmesi de hukuka aykırı... Tıpkı Ocakta alınan ve parası ödenen benzin için, Eylül ayında ilave para istenmesi gibi bir şey!..
Ayrıca, yürürlükteki mevzuata ve değerlere göre gayrimenkul alım-satımı yapan kişilere "Sizin 8-9 ay sonra değişecek değeri bilmeniz gerekirdi" demek de mümkün değil.
Özetle, yasa maddesi ile ilgili gerekçe çok açık ve net. Gayrimenkulün değerinin düzeltilmesinden amaç, yüksek değerlerin aşağı çekilmesi idi...
NE YAPILABİLİR?
Yapılacak olan belli.
Maliye Bakanlığı, bir genelge ya da tebliğ yayınlayacak. Bununla, değeri artırılan gayrimenkullerle ilgili değer artırımının iptal edilmesi gerektiğini belirtecek. Böyle olunca, ilave "emlak vergisi" ve "tapu harcı" da alınmayacak.
Bir başka yol da yasa çıkartıp, bindirimleri indirime dönüştürmek olabilir.
Aksi halde, ortalık çok karışır...
| Basında Yargı Haberleri ... |
| Canım Babam Hasan ÖZDERİN ’in Aziz Hatırasına, ( 13 Aralık 2004 – Söz Eylemini Yitirdi...) |
| OZDERIN,M. |
| msn: ozderin@hotmail.com |

